İstanbul’un Dertler Haritası

İstanbul’un Dertler Haritası

Beni tanıyan herkesin bileceği üzere, yurt dışı dönemleri haricinde İstanbul haricinde hiçbir yerde yaşamadım. Tatillerim bile çok kısa sürdü hatta. Yirmi küsür yıllık İstanbul serüvenimde ise belli başlı duraklar mıh gibi kazındı aklıma. Babamın taksicilikten kalan Google Navigator zihni, bana duygusal kırılmalar aracılığıyla geçti sanırsam.

Bu duraklar hiç silinmiyor aklımdan. Ne olursa olsun. Hatta zamanında şöyle bir laf etmiştim Twitter’da: “Bir ülke ölürken, ben dönüp dolaşıp aynı otobüs durağına varıyorum.”. Aslında sadece bir tesadüften ibaretti bu durakların kırılma anlarına şahit olması. Ancak ne yapıp edip hüzünleriyle birlikte yerleştiler zihnime.

Bir otobüs durağı önünde ağır bir reddediliş yaşamıştım mesela. Aylarca çektiğim karın ağrısı kendini saplanan bıçaklar gibi hissettirmişti o anda. Günün birinde onu bir plan sekans olarak çekmek isterim. Tek bir anın devinimi, insanı nasıl hayattan kopartır sorusunu cevaplamak adına. Edirnekapı’nın otobüs ve tramvay durağı arası, hafif bir burun sızlamasıyla geçer bu nedenle. Yıllar sonra aynı durağın ters yönünde reddeden insanı gördüğümde sigarayı 10x hızla içmiştim hatta. Bazı yara ne olursa olsun hissettiriyor kendini maalesef. Fazla ayakta kalınca kendini hissettiren belimdeki dikiş izi gibi, mutlaka geçmişe göz kırpıyor bu acılar. O günlere binaen bir şarkı da eşlik etsin hem bana hem sizlere.

Göztepe Köprüsü’nden sonra gelen Hastane durağı da öyledir mesela. O dönemde ise şimdi gayet eski olan kız arkadaşımı eve bırakma adresimdi orası. Gecenin köründe, E-5 ortasında beklemelerin adresiydi orası. Mutluluğun ağızda bıraktığı tat da oradaydı. Sonrasında ilişkinin kendini imha sürecini düşünemezdim o dönemde tabi. Muhtemelen yanından geçerken geçmiş kendini hatırlatacaktır. Edirnekapı kadar yakın değil bana iyi ki.

Duraklar deyince tüm Dünya’nın gidip geldiği o iki devi unutamam. Taksim ve Kadıköy’den dağılıp gittiğim anlar da sert bir şekilde kendini hissettirir. Özellikle de Taksim’den Elmadağ’a doğru yürüyüşte sağda kalan metro girişi. Oradaki dağılışımın acısı daha tazedir mesela. Hala yeri sıcakmış gibi. Yürürken gözüm takılır, bir süre duraksarım hatta. Anın mutluluğu ve şimdinin mutsuzluğunu hissederim her bir milisaniyede.

KADIKÖY RIHTIM'DA 120m2 KİRALIK OFİS
Güzel ve Çirkin Lokasyon. Rıhtım’daki Otobüs Terörü Alanı.

İstanbul’da gezdiğim her lokasyonda birer anı bırakma şerefine nail oldum. Silivri doğumlu olmanın da getirdiği etkiyle, bunu batıdan doğuya gerçekleştirmiş oldum. Ülke ölüyor, İstanbul ölüyor ama bu hatıralar hala bir şekilde canlı. Duygusal ızdırapların tortuları duruyor pek çoğunda. Umudun, sevincin, hüznün, mutluluğun tortuları da şehrin pek çok yerine serpilmiş durumda. Şehir benim sevdalarımın birincil fonu oldu hep. Her hikayeme ne yapıp edip işledi. İçimi dökerken bile şehirde bazı yerleri sabitledim kendime. Vapur, Kadıköy barları veya Taksim metrosu.

İstanbul’un en güzel sonbaharlarında ve baharlarında, mutlu anların peşinden gitme umuduyla bir şeyler karaladım. Çünkü bu şehirde aşık olmak çok güzel. Özlemişim bu duraklara yenilerini eklemeyi.

Kız Kulesi ve Adalar manzarası düşüyle bir şarkı daha iliştiriyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.