Mücadele Alanı: Her Yer! – Düet (2022)

Mücadele Alanı: Her Yer! – Düet (2022)

Klasik anlatımcı sinemanın alışageldiğimiz formülü, kahramanın büyük hayat dersleri de elde ettiği ve eninde sonunda hedefine ulaştığı karakterleri bizlere sunmasıdır. Birçok yapımda bu formül, anti kahraman anlatılarıyla ve yapıbozumcu senaryo pratikleriyle bozulmuştur. Formülün tersyüz edilerek bozulmasının eşliğinde yeni formüller de gelişmiş ve bu sayede sinemada anlatı oluşturma biçimleri gün geçtikçe çoğalmıştır. Ancak tarihte kurgunun hakim olduğu ilk anlatılardan bu yana, klasik anlatımın baskınlığını kırılamamıştır. Sinemada da bu durum geçerliliğini göstermektedir.

Spor filmlerinin geneline yayılan klasik anlatı, özellikle de son yıllarda yayınlanan belgesel yapımlarla kırılmakta. Başarının zorluklarını, etkenlerini ve yardımcı unsurlarını görmeye alışık olduğumuz belgeseller çoğunluktadır. Ancak hayal kırıklıkları da benzer unsurlarla gelişir ve bu sayede günümüze dek anlatılan hikayeler içerisinde kendilerine yer bulur. Her anlatıda farklılık gösteren hayal kırıklıkları, belgesellerde hayatın içerisinden sebeplerle cisimleşir ve seyircide de kısa sürede karşılığını bulur.

İdil Akkuş ve Ekin İlkbağ’ın yönettiği Düet (2022) belgeseli, hayal kırıklığı anlatısının tüm unsurlarının cisimleştiği bir yapım olarak karşımıza çıkar. Senkronize yüzme alanında Türkiye’yi ilk kez üst seviye uluslar arası yarışmalarda temsil eden Defne Bakırcı ve Mısra Gündeş’in hikayelerine tanık olduğumuz bu yapım, alışılagelmiş sporcu anlatılarının dışına çıkmayı başarmaktadır. Ülkemizde çekilen spor belgesellerinden çok daha farklı bir yolu takip eden Düet; her iki sporcunun hayatına da, dördüncü duvarın flulaşması sayesinde tanık olmamızı sağlamaktadır.

Kahramanlarımızın aşmak zorunda kaldıkları engellerin ve ulaştıkları sonucun değerlendirildiği bu yazı, klasik anlatımcı sinemadan alışageldiğimiz üç ana basamak üzerinden ilerler. Final anında da, ana karakterlerin kazanımlarını inceler.

Maceraya Çağrı

Filmde Defne ve Mısra’nın geçirdiği süreç, yakın dönemde ülkemize dair oluşan birçok anlatıyı da besleyen bir dönemin içerisindedir. 2016 Rio Olimpiyatları’na katılma hakkını yalnızca 3 ülkenin araya girmesiyle kaçıran ikili, yaşadıkları bu tecrübenin hemen ardından 2020 Tokyo Olimpiyatları için çalışmaya başlarlar. Kahramanlarımızın yolculuğunda ulaşmak istedikleri ana nokta, 2020’de ülkemizi Tokyo’da temsil etme hayalidir. Bu hayalin gerçeğe dönüşmesi için verilen çabayı, süreç içerisinde katıldıkları yarışmalarla ve antrenmanlar esnasında gözlemlemekteyiz.

İlk Eşik – Para

Defne ve Mısra’nın 2020 yolunda aşmaları gereken engeller, yalnızca sporla alakalı değildir. Aile veya yakın çevreleri de spor maceralarına destek olmaktadır. Ancak bir sporun bir ülkedeki ilk öne çıkan temsilcileri olmaları, önlerine çıkan ilk engellerin yatırım odaklı olduğunu göstermektedir. Katıldıkları yarışmalardan beklentilerine yakın dereceler elde etmeyi başaran ikili, buna karşın rakiplerinin sahip olduğu imkanların çok gerisindedir. Yarışmaların büyük bir kısmında aynı mayolarla katılmak durumunda kalan Defne ve Mısra, sonraki yarışmalarda kıyafetlerine yatırım yapılmaması nedeniyle kendi buldukları çözümlerle değişiklikler yapabilecektir.

2020’ye giden yolda maddi problemler yaşayarak ilerleyen Defne ve Mısra, bu problemlerin bir kısmını tesislerinde de açıkça görür. Yüzme havuzlarının birçok kez açık bulunamadığını ve ailenin desteğiyle yarışmalardaki kıyafetlerin edinildiğini görmekteyiz. Türkiye Yüzme Federasyonu’nun antrenör tahsis etmesi sayesinde yabancı isimlerle çalışma şansına da erişen ikili, olimpiyat yolundaki yolculuklarının en büyük desteğini de antrenörlerinden görür. Tesislerdeki çalışma alanı yetersizliği de, kameranın antrenörlere döndüğü anlarda görülür. Defne ve Mısra’nın macerasındaki ikinci aşamaya da antrenörler aracılığıyla geçmekteyiz.

İkinci Eşik – Göklerden Gelen Kararlar

Düet’te tanıklık ettiğimiz Defne ve Mısra’nın yolculuğu, günümüz Türkiye’sinin yaşadığı süreçlerle benzer bir aksta ilerlemektedir. 2010’lu yılların ortalarını ve sonlarını kapsayan bu dönemde, ülkedeki dönüşümün de iki arkadaşın yolculuğunda derin izler bıraktığı görülür. Antrenman esnasında havuzda bulunan erkeklerin “dini” nedenlerle ikiliye sorun çıkarması, yalnızca büyük yarışmalarda destekçi sayılarının artması ve süre geçtikçe bütçe desteğinin düşüşü; ikinci eşiğin 2010’lar Türkiye’sinin bizzat kendisi olduğunu kanıtlar. Sporcuların kariyerini spor yaparak devam ettirmesinde yaşanan maddi zorluklar ve ülkedeki her dönüşüm sürecinde kadınların zarar görmesi de, Defne ve Mısra’nın bu eşiği aşamama ihtimalinin artmasına yol açar.

İkilinin yaşantıları da, bu eşiğin her basamağından fazlasıyla yara alır. Özel hayatlarına nadiren vakit ayırabilmelerine ve okul haricindeki her vaktin antrenmanda geçmesine rağmen istedikleri kariyer çizgisini yakalama ihtimali epey düşük görünmektedir. Ancak Defne ve Mısra’nın birbirlerine tutunarak ilerlettikleri sporcu kariyerleri, bu basamakların aşılmasına vesile olur. Ödeneksizliğe, erkeklerin şaşkın ve tacizkar bakışlarına ve görmezden gelinmeye rağmen “düet” yapmaya devam ederler. Antrenörlerinin dahi tehdit ve taciz edildiği bir süreci dahi beraber atlatmayı başaran senkronize yüzücülerimiz, üçüncü eşiğe geçerken ikinci eşiğin yükleriyle beraber 2020 yolculuklarını sürdürürler.

Üçüncü Eşik – Pandemi

Hayatlarının neredeyse tamamını beraber geçiren Defne ve Mısra, çocukluktan beri süregelen maceralarını ikinci kez olimpiyat elemelerine katılarak ve buradan başarıyla çıkarak taçlandırmak istemektedir. Ancak 2020 yılı, bu sürecin en büyük kırılmasını da beraberinde getirir. 2019’un son aylarında Çin’de ortaya çıkan COVID-19 virüsünün yayılması sonucunda oluşan pandemi, Mart 2020 itibarıyla ülkemizde de etkisini gösterir. Bu tarihe dek Tokyo Olimpiyatları’na katılmaya çalışan ikili, tüm Türkiye’de olduğu gibi eve kapanma sürecine geçerler. Aylarca antrenman yapamamaları, birbirlerinden uzak kalmaları gibi zorluklar; üçüncü eşikten sonrasının görülememe ihtimalini arttırmaktadır.

Pandemiyle birlikte ikilinin kendileriyle geçirdiği vakit içerisinde aldığı kararlar, üçüncü eşiğin aşılamadığını ve hatta ikinci eşiğin yüklerinin de hala taşındığını göstermektedir. Mısra, senkronize yüzmeye veda etme kararı alır ve ikilinin hayatları bu kararla birlikte ayrı yönlere gitmeye başlar. Filmin başlangıç noktasındaki yegane amaca ulaşılamamıştır.

Ancak ikilinin çocukluktan beri süregelen sarsılmaz arkadaşlıkları; hem Defne’nin hem de Mısra’nın yeni hedef ve hayallerindeki en büyük destekçilerin yine birbirleri olmasını sağlar. Defne’nin farklı bir partnerle ve solo olarak denemeler yaptığı, hatta Mısra’nın antrenörlüğünü yaptığı süreçte de hayallerdeki başarı gelmez. Pandemiyle birlikte Yüzme Federasyonu’ndan gelen bütçenin giderek azaldığı ve yabancı antrenör döneminin kapandığını da Mısra’nın antrenörlük denemesiyle görürüz.

Yuvaya Dönüş

İkilinin günümüze en yakın anlarında profesyonel sporculuğun tamamen nihayete erdiğini anlarız. Ancak filmde de gördüğümüz gibi hayatlarının her anında birbirlerinin en yakını olmaya devam ederler. Yol ayrımlarının getirdiği hüzünleri zor da olsa atlatan Defne ve Mısra, ülkemizde sporcu olmak için gösterilmesi gereken tüm fedakarlıkları fazlasıyla gösterirler. Hayatlarını, kimliklerini, isteklerini ve gelecek hedeflerini birlikte oldukları süre boyunca havuzun dışında bırakan ikili; kariyerlerinin sona ermesinin ardından yeni amaçlara yelken açarlar. Mısra’nın Onur Yürüyüşü’nde yer aldığı görüntülerle birlikte, sporda yıllarca devam eden mücadeleyi hayatının geneline yaydığına tanık oluruz. Defne de 2021’e dek senkronize yüzme alanındaki çalışmalarını sürdürür. İkilinin birbirlerinden ayrıldıklarında dahi mücadele ruhunu bırakmamaları, ikinci eşiğin bizlere yüklediği mücadele zorunluluğunun hayatımızın hiçbir noktasında peşimizi bırakmayacağını göstermektedir.

Filmdeki ilk iki eşiğin getirdiği zorlukların aşılmasını sağlayan şeyin, Defne ve Mısra’nın arasında oluşan “senkronize” bağ olduğunu ve bu bağın ömür boyu kopmayacağını da, filmin son sahnesindeki madalya töreniyle ve görüntünün tarihini görünce anlarız.

Bu Daha Başlangıç…”

Geçmişte tıpkı Defne ve Mısra gibi senkronize yüzme sporuyla uğraşmış olan yönetmenler Ekin İlkbağ ve İdil Akkuş; 2016’daki olimpiyat macerasının hemen ardından eski arkadaşlarını kayda almaya başlarlar. Bu süre zarfında kahramanlarımızın ve ülkenin yolculuğu, birçoğumuzda olduğu gibi hüsrana doğru adım adım ilerler. Filmin 2022 ve 2023 yılları arasında festival ve vizyon yolculuğunu geçirmesi ise, ülkemiz seyircisinin ikilinin iniş çıkışlarıyla empati kurmasını sağladı.

2010’lu yılların sonlarından ve 2020’lerin başlarından aldığımız hasarlar, hepimizde onarılmaz yaralar açtı. Defne, Mısra, Ekin, İdil ve milyonlarcamız, bu yaraları farklı yöntemlerle kapatmaya çalıştık. Ancak hepimizin bu süreçlerde kazandığı ve pekiştirdiği dostluklar, bizleri ülkede ve hayatta tutmaya vesile oldu. Her yerin mücadele alanı haline geldiği bu dönemde ise, beraber büyüdüğümüz ve geliştiğimiz insanlara çok daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Senkronize yüzmede de, metin yazarlığında da, sinemada da elzem olan mücadele ruhu; 2024 yılında da en yakınlarımız sayesinde güçlenmeye devam edecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.