Bir Şeyleri Bir Yerlere Tıkıştırdık, Geçti 2021

Bir Şeyleri Bir Yerlere Tıkıştırdık, Geçti 2021

Uzun bir süredir iş haricinde yazı yazmaya oturamıyordum. Yeni yılın ilk günlerine kısmet oldu, eski yılı değerlendirmektir amacım. Hem de epey paslanmış, pasıyla bizi tetanos etmiş bir yılı. Fonetik olarak güzel duyulmasına rağmen bombok geçen iki bin yirmi bir senesi; hepimizde büyük hasarlar bıraktı. Ben benimkileri biraz anlatayım istedim. Hatta araya biraz da mutluluk sıkıştırırım, okuyanın da yazanın da tadı kaçmasın.

2020’nin pus dolu ortamının bir benzerini, daha lacivertini yaşadık aslında. Yine bolca kapandık, evlerden çıkmamalara doyamadık. Süpermarket sosyalliğinden fazlası yoktu yani elimizde. Ancak aşıların tedavüle girmesi bu süreci epeyce değiştirdi. “Normal” hayat başladı, ama tam anlamıyla başladığını söylemekte oldukça yalan. Asosyal hayatlarımız var artık mesela. Genç yaşlardaki “Tek başıma kalmak istiyorum.” isteğinin paramparça olduğu yılı yaşamak; pandeminin iteklemesiyle nasip oldu örneğin. Örneğin ve meselayı art arda iki cümle sonu yaptım. KırkAmbar1 Gece Tiyatrosu’nu özlemişim demek ki. Zaten bu konuya da yazının sonunda geleceğim.

Tek başıma kalmamak isteği, beni saçma sapan arayışlara ve hiç olmadık tanışmalara sürükledi. Bu durum adeta ünlülerdeki “Yüzümüz eskimesin.” gerginliği gibi bir evham oluşturdu içimde. Evhamla birlikte gelişen sürecin sonunda; flört vb. ikili ilişkileri en az on kez düşünen, düşündüyse kesinlikle “Bu iş olmaz.” diyen biri oldum. Duygu ve mantığın kesiştiği noktayı arama salaklığındayım hala. 2022’den dilekler dileyen insanlar kervanına katılarak, bu kesişimi bekleme kibrinden kurtulmayı diliyorum. Tabii ki duygu önce gelir.

Eskilerden bir dokundurma olsun kendime. Aylin Aslım çok yaşa.

Tabi bir de bu ülkede yaşanan günlük ölümleri de unutmamam lazım. Birkaç yıl evvel “Bir ülke ölürken, ben dönüp dolaşıp aynı otobüs durağına varıyordum.” cümlesiyle başladığım bir dizi senaryosu vardı. Ancak o senaryonun daha beteri tabii ki yaşandı. Ülke her gün ölüyor. Değerleri, yaşantısı, nefes alıp verdiği noktaları; kısaca her şeyi. Bir bir hepsi ölüyor işte. Bu da bizim hayatlarımızın kabuğa çekilme yöntemiyle küçülmesine neden oluyor. Boğaziçi’yle başlayan sene, hayvan eziyetleriyle bitti. Belki de bu yıldan hayır beklememiz en büyük hatamız oldu kim bilir.

Nefes almaya çalıştığımız koca bir yıl boyunca, nadiren iyi şeyler geldi başıma. Tıpkı herkes gibi. Sınıf kiniyle dolu olduğum yaz tatilinin ucundan yakalamak mesela. İki güncük kafa dağıtma serüveni. “Bu da bir şeydir lan!” diyerek somut mutluluk olarak not aldım bu süreci. Beş kez tatile gidenleri görmeme, bir de üzerine üzülmeme rağmen kendime sevindim işte.

Ve tabii hayatımın “İşler” köşesini de unutmamam gerek. Günlük hayatta devam ettiğim işim seyrini sürdürdü. Ancak podcast yapma maceram tam gaz devam etti. Bu süreç beni yepyeni sürprizlerle ve geleceğe karşı beslenecek eser miktarda umutla karşılaştırdı. Görünmeyi ve bilinmeyi başardık sanırsam. Program yaptığımız herkesle birlikte, üstüne koya koya. Kısaca, emeklerin manevi karşılığını almanın verdiği mutlulukla tanışmış oldum bu yılda. Bir yandan yemek bir yandan müzik duyulan bir yer oldu burası. Daha ne olsun!

Askerlik konusunu pas geçiyorum. Saygı ve şeref dolu 26.5 gün. Bu kadar.

Mutsuzluğun ve umutsuzluğun birinci sebebi pek tabii ülkeydi. İkinci sebebi ise içlerimize kapanma sürecimiz. Ancak bu iki ana sebep; altlarından ara sebepler doğurarak üzerimize geldi bu yıl boyunca. Çoğul konuşuyorum, çünkü hepimizde aynı durum var. Aynı umutsuzluk zehirlenmesi mütemadiyen devam ediyor. Eser miktarda umutlarımızla yaşamaya tutunmak, bizim yegane işimiz olacak. Aksi takdirde delireceğiz. Yalnızlığın da mutsuzluğun da kader olmadığını keşfedeceğime inanıyorum. Hala! Çünkü umut da en umutsuz olduğum yerlerden çıkagelmiştir her zaman. Bu inançla umudu yaratma çabalarımız kesilmeyecek. Paragrafın başındaki ilk iki sebebe rağmen ve onların olmaması için kesilmeyecek hatta.

Çok Gülünçsün Azrail!

2021 denince aklıma pandemi, mutsuzluk ve umut azalması gelecek. Tıpkı hepimizde olduğu gibi. Sosyal hayatın zorla bitirildiği, bizlerin de buna karşı direnmekte güçlük çekmemiz de cabası. Ancak tek bir insanın yüzü gözümde belirecek bu yılı hatırlarken. Ağustos 31’in sabahında, kahvaltı yaparken bombok olduğum gün itibarıyla her gün aklıma gelen yüz. Ferhan Şensoy’u neşeli bir meyhaneye uğurlarken, dört aydan fazla bir süredir kitaplara ve oyunlara tutunmak oldu benim de kaçış yolum. Klavyenin tuşlarına fazlaca basmamı ve bunu bir iş haline getirmemi sağlayan insandır kendileri. 27’i bitirip 28’e ilk adımları attığım güne kadar gelen düşünce yapımın babası olduğunu söylemem hiç yanlış olmayacaktır. Kocaman bir acı olarak kaldı onun gidişi, bir şeylere baktık salak salak o yokken. Gelip geçti ömür de aynı zamanda.

Her kelimeye, her cümleye ondan esintiler sıkıştırmaya çalışmaktır artık işimiz. Ben ve tüm Ferhanca bilen insanların yani. Aynı manyaklık kan grubuyla yaşayacağız ve iyi ki da o kan olacak bizlerde. Kendi dünyamın bir kısmı uçup gitmiş gibi oldu. Ancak hep de var bir yerlerde. Askerde art arda okuduğum Ferhan Şensoy kitapları bunu bana hatırlattı. Bu sayede gülmek ve umut etmek, her şeye rağmen tek derdimiz olacak. Sayende tutunacağız Feran’ağbi.

Ezcümle; 2021’in her gününü 10 gün gibi yaşayarak bitirdik. Tutunacak bir şeyler bularak, gerçek umudu kovalayarak bu yılı tamamlamak yegane amacımız olsun. Merhabalardan bir demet 2022.

1- KırkAmbar Gece Tiyatrosu: Ferhan Şensoy’un yüzen tiyatro projesi. Seyircili Seyir Defteri oyunuyla birbirne lehimlenmiştir. https://ortaoyuncular.com/tr/ferhan-sensoy/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Instagram
WhatsApp
Follow by Email
LinkedIn
LinkedIn
Share